7 Şubat 2014 Cuma

AKCHEHİR DAMGALI OSMANLI PULLARI


Osmanlı’nın son döneminde Akşehir’de posta pulları üzerine Akchehir şeklinde damgalar basılmıştır.
1858-1921 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu tarafından çıkarılan yapışkanlı  pullar mektup zarfları üzerinde kullanılmışlardır. Mektup zarfları üzerinden kesip alınan bu pullar uluslar arası şirketler tarafından internet üzerinden satışa konulmaktadır. Bu yazımızda Akchehir damgalı pulları inceleyeceğiz. Bu pullar zamanında Akşehir’den giden mektuplar üzerine yapıştırılmış ve üzerlerine Akchehir damgası basılmıştır. Kısaca bu pullar kullanılmış ikinci el pullardır.
1 Ocak 1863, Osmanlı kendisinin ilk yapışkan posta pulunu bastı. O Asya'da yapışkan posta pulunu basan ikinci bağımsız ülkeydi.
 Resim 1
Resim 1’deki  pullar kategorisinde görülen pul, Akchehir 27 ismi ile satışa sunulmuştur. Bir paralık olan pul ortasında beyaz bir ay ve süslü bir yıldız vardır.
Resim 2
Resim 2’de görülen pul, AKCHEHIR ismi ile satışa sunulmuş ve %95 oranında sağlam, dikdörtgen şeklinde üzerine 45 derece eğiklikte damga basılmıştır. Kenarı süslü ve iç kısmına beyaz ay yıldız yerleştirilen bu pullar 2 paralıktı.

Resim 3
Şekil 3’de görülen pullar kataloğunda  Akchehir 577 olarak isimlendirilen bu pul 50 paralıktı. İç kısmında boğazın bir haritası üzerine Türklerin simgesi olan ay-yıldız yerleştirilmişti.
Resim 4
Resim 4’de görülen pul pullar kataloğunda Akchehir 101 olarak isimlendirilmektedir. Ay-yıldız ve padişah tuğrasının yer aldığı bu pulun bir kısmı Osmanlıca 1 kuruş yazarken diğer tarafta İngilizce 1 kuruş yazmaktadır.  Üzerine basılan damgada Akşehir’in Fransızca söyleniş şeklinde Akchehir bulunmaktadır.
Resim 5
Resim 5’de görülen pul, pullar kataloğunda Akchehir 86 olarak kayıt edilmiş 2 kuruşluk puldur. Rakamlar Osmanlıca ve Latince yazılmıştır.  Tam ortasında Padişah tuğrası bulunan pul Osmanlı kenar süsleri ile işlenmiştir. Damga Arapçadır.
Resim 6
Resim 6’da görülen pul, İspanya’da satışa sunuldu. İki buçuk kuruşluk olan bu pulun orta kısmında ll. Abdülhamid’in tuğrası var. Osmanlıca ve Latince harf ve rakamlarla  basılmıştır. Postaya veriliş sırasında Akşehir’de basılan mühürde her iki dilde harf ve rakamları görüyoruz.
  Resim 7
Orta kısmında padişah tuğrası bulunan Resim 7’deki bir kuruşluk bu pul üzerine 1883 yılında Akşehir’de mühür basılmıştır. Damgada Akşehir’in hem Fransızca hem de Osmanlıca ismi yer almaktadır.
Yukarıda birkaç örneğini verdiğimiz Akchehir damgalı pullar Akşehir’in posta tarihi açısından büyük öneme sahiptir.

GAZİ PAŞA, NASRETTİN HOCAYI ANLATIYOR



      Büyük Taarruz öncesi, Batı Cephesi Karargâhına bir ziyarette bulunan Sovyet Büyükelçisi Semyon İvanoviç  Aralov ile Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilova Gazi Mustafa Kemal Paşa, Akşehir’de Nasrettin Hoca türbesini gezmelerini önermiş ve Hoca hakkında bilgiler vermişti.
28/29 Mart gecesi Mustafa Kemal Paşa eşliğinde Rus ve Azerbaycan Büyükelçileri trenle Akşehir’e geldiler.
29 Mart 1922 Çarşamba sabahı Rus ve Azerbaycan sefirleri, Akşehir’i gezdiler. Aralov’a göre:
“Akşehir, küçük, rahat, yeşillikler içinde bir kasaba. Batı Cephesi Karargâhı kasabanın en iyi evlerinden biri olup, bütün konforuyla Avrupa usulünce döşenmişti.[1] Aralov, Akşehir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmediğini, ancak kenar mahallelerindeki evlerin çoğunun topçu ateşi ile yıkıldığını anılarında belirtmektedir.
Rus ve Azerbaycan sefirleri, Akşehir mezarlığına gittiler. Türk halk heccavı[2] Nasrettin Hocanın mezarını ziyaret ettiler. Ziyaret sırasında mezarın çevresinde çarşaflı Türk kadınları ve subaylar vardı. Subaylar aralarında hararetli hararetli konuşuyorlardı. Mezarın üzerinde çoğu Nasrettin Hocanın fıkralarından alınmış birçok yazı vardı. Aralov anılarında: Türk halkı hocanın mezarına büyük saygı göstermekte, Nasrettin Hocanın türbe çevresi her zaman kalabalık görülmekteydi. Türk Halkı tarafından burası bir çeşit ziyaret yeri sayılmakta idi diye anlatmaktadır.
Akşehir gezilerini bitiren Aralov ve Abilof, Akşama doğru Mustafa Kemal Paşanın yanına gittiler[3].
Sefirler akşam yemeğini Mustafa Kemal Paşa ile birlikte yediler. Gece Mustafa Kemal Paşa, Nasrettin Hocanın serüvenleriyle, onun padişahların, hocaların, zenginlerin hileciliklerini meydana vuran davranışlarıyla ilgili birçok fıkralar anlattı. Mustafa Kemal Paşanın anlattığı Nasrettin Hocanın fıkraları yemek masasındakilerin ilgisini çekmiş ve neşelendirmişti. Gecenin ilerleyen saatlerinde Sovyet ve Azerbaycan Büyükelçileri kendilerine ayrılan evlere gittiler[4].”

            Büyük Taarruz öncesi düşmanı yurttan tamamen atabilmek için yoğun çalışmalar içinde bulunan Mustafa Kemal Paşa, konuklarına Nasrettin Hoca türbesini ziyaret etmelerini önermesi ve akşam yemeğinde de ondan fıkralar anlatması Atatürkün Nasrettin Hocaya verdiği değerin bir göstergesidir.
[1] Aralov, S.İ. (1985) Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları Ankara: Birey ve Toplum Yayınları. S.89
[2] Hiciv yapan kişiye heccav denir. Yani Heccav, yergici demektir. (tr.wiktionary.org/wiki/heccav)
[3] Aralov, S.İ. a.g.e. S. 89
[4] Aralov, S.İ. a.g.e. S. 89


6 Şubat 2014 Perşembe

AKŞEHİR ATATÜRK ANITININ YAPILIŞI



             12.6.1961 tarihinde Akşehir de Kaymakamlık görevine başlayan Hasan Ali Özerin çabaları ile Akşehir Atatürk heykeli yapımına başlandı. Atatürk Anıtının yapılması için önce bir Anıt Yaptırma Derneği kuruldu ve dernek başkanlığına Avukat Sadri Çakıroğlu getirildi.
            Avukat Sadri Çakıroğlu, yedek subaylıktan terhis olduktan sonra; ikinci cihan savaşında yeniden askere alınmış. Üç-dört yıl silah altında kalıp, yüzbaşı rütbesiyle terhis olmuş. O yüzden lakabı, Yüzbaşım idi. Akşehir gölünün kıyısında dedesinden kalan çiftlikleri de vardı.
Anıt Yaptırma Derneğinin çabaları ile anıt için gerekli mali katkı halktan sağlandı. Anıtın yapılması için Yüksek Mimar Teoman SARIKAHYA ile anlaşıldı.
Anıtın üzerinde duracağı kaidesi için önce temelinin kazılması işlemi yapıldı. Bu işlem Kaymakam Hasan Ali Özer ve Müdür Hayri Kahvecioğlu gözetiminde Öğretmen Lisesi,  Akşehir Lisesi ve Akşehir Sanat Okulu öğrencileri tarafından imece usulüyle kazıldı.
Yapılan Heykelin kaidesine Atatürk ün (Büyük Taarruz planlarını) Akşehir de hazırladığına dair Nutuktan alınmış bir cümlesi hakkedilmişti.
Heykeli hazırlayan Yüksek Mimar Teoman SARIKAHYA bir şairdi. Dolayısıyla heykelin ruhuna bir şiir havası sinmişti.
Teoman SARIKAHYA, İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi Matematik Bölümünü bitirdi. Daha sonra Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümüne devam ederek buradan da mezun oldu. Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesine öğretim görevlisi olarak girdi. İlk şiirleri 1955 yılında yayımlandı. Varlık, Çağrı, Kaynak, Yeditepe, Pazar Postası, Yenilik gibi dergilerde şiirleri yayımlandı. Kitapları ise Kaçmak Gülleri (1958, Şiirler), Islak Tay (1962)
Şiirlerinden iki örnek verecek olursak:
Mavi Bulut
Uykumu kaybettim
Sizin evden
İki Sokak aşağıda
Ya bir karanfil kokacak biliyorum
Ya bir iğde
Girsem bahçenize...
Bütün gün
Bütün gece
Sokaklarda dolaşıyorum
Bir parça sevmek için...
Gel bir gül tak yakama
Ve bizi götürsün uzaklara
Bir mavi bulut...

Dalga Kuşu
Bu pembe tüyünü uçurduğun rüzgârda
Yol başını tutulmuş mavi gözlün
Bin yıl aynı yıldızlar durmaz gecende
Tam aydınlık olmaz mum ışığı odanda
Bir sevmiş beş bırakılmışsın
Karadan kesilmiş bir
Bir dalga kuşusun şimdi
Dalga kuşusun dedim
Uçur bol duman dudaklarında
Bırak işini denizlerin
Camını kırmışsın, kal orda...
                                                   (Varlık-1959)
            1962 yılında Nasreddin Hoca Festivalinde Atatürk’ün heykelinin açılışı yapıldı. Bu sırada Akşehir’e gelen Teoman Sarıkahya, festival müddetince bir Akşehirli gibi misafirleri ağırladı. Hoşsohbet ve hazırcevaplılığı ile Hocanın yurdunda fahri hemşerilik payesine erdi denilebilir(Cumbul, 1966:30).