9 Şubat 2014 Pazar

TİMUR’UN AKŞEHİR GÜNLERİ




1402’de Ankara Savaşı’nda Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayazid’i yenen Emir Timur zafer sonrası Batı Anadolu’yu dolaşmıştır. Geçtiği yerlerden birisi de Akşehir’dir.
Timur’un Anadolu’yu dolaşmasının iki temel nedeni vardır. Birincisi Osmanlı Devleti sınırları içerisinde bulunan bazı şehirleri eski beyliklerine iade etmek ve böylece Osmanlı Devleti’ni parçalayarak güçsüz hale getirmek. İkincisi ise ganimet elde etmektir. Nitekim Anadolu’da ganimet veren Kütahya, Konya gibi şehirlere dokunulmamış, İzmir, Eğirdir gibi vermeyen şehirler ise Timur tarafından savaşarak alınmıştır.
Timur, Ankara Savaşı’ndan sonra Engürü’den(Ankara’dan) hareketle 6 merhalede Sivrihisar’a geçti. Buradan da üç günde Gazi Seyyid’e gidip, Karahisar’dan geçerek Kütahya’ya indi. Yazı burada geçirip etrafı yağma ve istila ettirdi. Bu arada komutanlarına Akşehir, Konya ve Aydın’ı da zapt ettirdi ve 1402 kışını Aydın’da geçirmiştir.
Kütahya’dan Domaniç tarafına teveccüh etti.Domaniç’ten Traşlığ ve oradan Saranyos’a oradan da Tığırtaş’a ve sonra da Balah’a vasıl oldu. Timur daha sonra Ayasluğ (Selçuk)’a sonra Donguzluğ(Denizli)’a geldi. Burası Timur’un çok hoşuna gitti. Oradan da hareketle üç yerde konak vererek Güzelhisar’a geldi. Burada birkaç gün konakladı. Buradan Ayasluğ (Selçuk)’a ve Tire şehrine geldi. Birkaç gün de burada kaldı. Bu sırada İzmir Kalesi’nden bahsedilip buranın Efrenc’in ileri gelenlerinin merkezi bulunduğu söylenince Timur, onları İslâm’a davet etti. Fakat onlar ret cevabı verdiler. Bu yüzden Emir Timur bütün askerlerini harekete geçirip hiç durmadan kaleyi ele geçirmelerini emretti.(1 Aralık 1402) 15 günlük kuşatmadan sonra galip gelen yine Timur oldu.
Emir Timur, bu fetihten sonra Foça Kalesi’nin alınmasını emretti. Bundan sonra Timur bir ay kaldığı Ayasluğ(Selçuk)’dan hareketle on yerde konak vererek Sultanhisar’a vasıl oldu. Buradan Milas yolu ile Uluborlığ(Uluborlu) kalesine doğru yola revan oldu. Buranın kalesini yerle bir edip Eğridür (Eğridir) ve Nis Kalesine (Nis: Eğridir gölünde ada. Bugün de Nis veya Yeşilada diye anılır) yürüdü. (3 Şubat 1403) Böylece bir günde üç kale zapt edildi. Timur, Beyazıd ile oğlu Musa’nın bulunduğu ordugâha döndü.
Timur, bütün bu seferler sırasında esir ettiği Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazid’i yanında götürmüştür.  Beyazid, yolda ülkesinin soyulmasına ve insanların çektiği ıstıraplara gözleriyle tanık oldu. Eğridir’in alınmasından sonra Timur ve ordusu Konya sınırlarına doğru harekete geçti. Ancak Timur’un oğlu Şahruh babasına yakınlık işareti olarak büyük bir toy (şenlik) düzenledi. Bazı kaynaklara göre bu toy’da Beyazid’ın eşi Oliviera Despina Hatun’a sakilik yaptırıldı. Buna çok üzülen Bâyazid ayağa kalkarak Timur’a hakaretler yağdırdı.  Bunun üzerine Yıldırım Bâyazid, Timur tarafından Akşehir’e gönderildi ve Ferruh Şah Mescidi alt kısmına hapsedildi.
Timur, Cengiz Han gibi şehirleri çok fazla sevmiyordu. Daha çoğunlukla ovalar gibi açık alanlarda otağını kuruyordu.  Eğridir’den ayrılıp Akşehir’e giderken açık alanlarda otağ kuruyor ve oğlu Şahruh’un ve torunu Hüseyin Şah’ın hazırlattığı parlak şenlikler hoşuna gidiyordu. Akşehir yolundayken beyliğini kendilerine geri vermiş olduğu Karamanoğlu Mehmet, Emir Timur’un otağına gelip bağlılıklarını bir kere daha belirtti.
Akşehir’de hapis’te tutulan Yıldırım Bâyezid 14 Şaban 805 (9 Mart 1403) günü öldü. Ölüm haberi Timur’a verilince üç gün içerisinde yani 12 Mart 1403 tarihinde Emir Timur, Akşehir’e geldi. Tarihi kaynaklar Timur’un Bâyazid’in ölümüne çok üzüldüğünü ve cesedini oğlu Musa Çelebi’ye teslim ederek hükümdarlara yaraşır bir merasimle defn edilmesini istemiş demektedir.
Ancak bir zamanlar Akşehir hakkında yazılar yazan rahmetli Musa Küçükakça, Timur’un Bâyezid’in Akşehir’de gömülmesini istediğini belirterek oğlu Musa Çelebi’nin ölümü müteakip cesedi tahnit ettirerek çürüyecek kısımların Akşehir’de Mahmut Hayranî türbesine gömüldüğünü, tahnit edilmiş cesedin bir topal eşekle kaçırarak Kütahya’daki dayısı Germiyanoğlu Yakup Bey’e teslim ettiğini ve Yıldırım Bayezid ancak 1405 yılında Bursa’ya getirilip türbesine konulduğunu yazmaktadır. Bana çok enteresan gelen bu bilgileri hangi kaynaktan aldığını bilmiyoruz.
Emir Timur, Akşehir’e teşrif ettiği vakit Mısır tarafından elçiler geldiler. Ahmet ve Akte adında iki elçi hediyeleri Akşehir’de Emir’e takdim edip bağlılıklarını bildirdiler.
Timur, Akşehir’deyken çok sevdiği ve veliaht tayin ettiği torunu Emir-zâde Muhammed Sultan’ın öldüğünün haberini aldı. Çok üzüldü ve birkaç gün içerisinde Kayseri yönüne gitmek üzere Akşehir’den ayrıldı.
Tarihi kaynaklara göre; 12 Mart 1403 tarihinde Akşehir’e gelen ve 15 Mart 1403 tarihinde Akşehir’den ayrılan Timur, Akşehir’de çok kısa bir süre kalmıştır. O zaman akla şu soru gelir: Nasreddin Hoca’nın pek çok fıkrasında yer alan Timur gerçekte bu Timur muydu?

İŞTE FIKRALARDAKİ GERÇEK TİMUR: MENGÜ TİMUR




Mengü Timur, İlhanlı hükümdarı Hülâgû’nün oğludur. 1249 yılında doğmuş. Yedi yaşındayken Salgurlu beyinin dört yaşındaki kızı Abiş Hatun’la nişanlanmıştı. 1263 yılında Salgurlu tahtına çıkan Abiş Hatun’la 1271 yılında evlenmiş. Bu evlilikten Kördüçin ve Algançı isimlerinde iki kızı olmuştu. Ayrıca başka bir evlilik daha yaptığı ve ondan da Taycu adında bir oğlu olduğu bilinmektedir.
Hulagu’nun ölümünden sonra yerine geçen Abaka’yı kutlamak için Selçuklu Sultanı III. Gıyasettin Keyhüsrev ve vezir Muinüddin Pervane, Abaka’nın yanına gidince Anadolu boş kaldı ve 4000 kişilik ordusuyla Şerefüddin Mes'ud bin Hatir ayaklandı ve Niğde’yi ele geçirdi. Bunun üzerine Abaka'nın kardeşi Mengü Timur ve Muinüddin Pervane idaresinde 30000 kişilik bir Moğol ordusu, Anadolu’ya girdi. Şerefüddin Mes'ud bin Hatir karşı koyamadı. Fakat bazı Anadolu beyleri Memluk Sultanı Baybars’ı yardıma çağırdılar. Memluk ordusu ile Moğol ordusu Elbistan yakınlarında karşılaştı. Moğol ordusu yenildi. Baybars, Kayseri’ye kadar geldi. Anadolu’daki Türklerden yeterli ilgiyi görmediğini öne sürerek Suriye’ye geri döndü. Abaka’da Tebriz’e döndü. Selçuklu Sultanı III. Gıyasettin Keyhüsrev ve vezir Muinüddin Pervane, Abaka’nın yanına Tebriz’e gittiler. Abaka, vezir Muinüddin Pervane’yi Memluk yenilgisinin nedeni sayarak öldürttü. Karamanoğulları memleketin bu karma karışık durumundan istifade emeline düştüler.
Karamanoğlu Mehmet Bey topladığı Türkmenlerle Konya’ya gelerek Sultan II. İzzeddin Keykavus'un oğullarından Siyavuş olduğunu iddia eden kişiyi Selçuklu’ya sultan yaptı.
            İşte bu esnada Sultan III.Giyasüddin Keyhusrev ve Sahib Fahrüddin, Mogol şehzadesi Mengü Timur komutasında mühim ve kuvvetli bir ordu ile gelmekte oldukları şayiası çıktı. Karamanoğlu Mehmet Bey’in emrindekiler Konya ve Akşehir yağmalarından elde ettiklerini hayvanlarına yükletip şehirden çıkardılar. Anadolu’ya gelen Moğol Şahzedesi Mengü Timur komutasındaki Moğol ordusu, 1277 yılında Türkmen beyleri ve ahaliden iki yüz bin kişiyi katletti. Akşehir’e geldiklerinde ani bir kış bastırdı ve geçitlerin karlarla kapanmış olması harekâtı zorlaştırdı. Mengü Timur ve ordusu Akşehir’de ve çıvarında kışladı. Sultan III. Giyasüddin Keyhusrev ve Sahib-Ata Konya'ya gidip Karamanoğulları'nın takibi için gerekli tertibatı aldılar ve Karamanoğlu Mehmet Bey yakınları ile birlikte kısa zamanda yakalanıp öldürüldü. Fakat Cimri lakabıyla anılan düzmece sultan Siyavuş 1279 yılına kadar yakalanamadı ve bu yıl içerisinde ayağındaki kırmızı çizmeden tanınarak öldürüldü.
  1277 yılından 1280 yılına kadar Akşehir ve Konya çıvarında kalan Moğol Noyanı yani Şehzadesi Mengü Timur bu yıllar içinde de Anadolu'ya saldırıp, yakıp yıkmaktan geri durmadı. Topladığı esirlerden bir ordu kurdu.
            1280 yılı sonlarında İlhanlı hükümdarı Abaka Han, kardeşi Mengü Timur'a, 50,000'i  esir Türklerden ve Moğollardan, 30,000'i de II. Demetre kontrolündeki Gürcülerden ve II. Levon kontrolündeki Kilikya Ermenileri'nden oluşan, toplam 80,000 kişilik ordunun komutasını vermiş ve Memluk topraklarına doğru yola çıkartmıştı.
Memluklular ile Moğol ordusu, Humus'un hemen güneyinde karşılaşmışlardı. Bir meydan savaşı olan bu muharebede, Mengü Timur, II. Demetre ve II. Levon komutasındaki birlikleri, Memlük ordusunun sol kanat birliklerini bozguna uğratarak dağıtmıştı. Ancak, esir Türk askerlerinin saflarını değiştirmesi sonucu Sultan Kalavun'un bizzat komuta ettiği Memlükler, Moğol ordusunun direk ortasını yok ederek, düşman birliklerini merkezden çevreye doğru bozguna uğratmışlardı. Humus yakının­da Ağustos 1281 bazı kaynaklara göre 29 Ekim 1281 tarihinde Mengü Timur yaralanmış ve altüst olmuş, ordusu arkasından gelecek şekilde savaş alanından kaçmıştır.
Şehzade Mengi Timur, tekrar kuvvet toplamak için Diyarbakır'a geldiyse de Hicri 681 (M.1282) yılı Muharrem ayının 16. Salı günü öğle vakti vefat etti. Bazı kaynaklar bu yenilgi üzerine Mengü Timur’un zehirlenerek öldürülmüş olduğunu belirtmektedir.
 Nasreddin Hoca’nın yaşlılık döneminde Akşehir’e gelen Mengü Timur, burada yaklaşık 3 yıl kalmıştır. Dolayısıyla fıkralardaki bütün atışmalar bu ikisi arasında meydana gelmiştir. Bu durum tarihi gerçeklere uygundur. Uzun seneler sonra ikinci bir Timur’un Akşehir’e gelmesi pek çok yanlışlığın ve kafa karışıklığının ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Not: Gazetemiz Pervasız’ın 61 yılını kutlar, Kurucusu Ahmet Şener Amcamı rahmetle anarken  köşe yazarlarına, çalışanlarına ve 61 yıldır gönül vererek okuyanlara sağlık ve mutluluklar dilerim.

FIKRALARDAKİ TİMUR, KEYGATU OLABİLİR Mİ?




Bazı araştırmacılar ve edebiyatçılar Nasreddin Hoca fıkralarındaki Timur’un  Yıldırım Bayazit ile Ankara’da savaşan Timurlenk olamayacağını bildikleri için bunun yerine Moğol Şehzadesi Keygatu(Keyhato)’yu koymuşlardır. Gerçekte fıkralardaki Timur, Keygatu olabilir mi?
Nas­reddin Hoca'nın yaşadığı Selçuklular devrinde, Anadolu, üst üste Moğol akınlarına sahne olmuş ve Moğollar, Anadolu'ya şehzade ve kumandanlar göndererek devle­ti idare etmişlerdir. Bayçu Noyan, Keygatu (Keyhato) bunlar arasındadır.  O zaman Keyhato kimdir ve ne zaman Anadolu’ya gelmiştir?
Keygatu, İlhanlı hükümdarı Abaka Han’ın oğludur. Büyük olasılıkla Anadolu’ya geldiğinde evlendiği Hüdâvend Hatun olarak da anılan Paşa Hondi Hatun, baba tarafından Turgutoğulları’ndan, Pir Hasan oğlu Ömer Bey’in kızıdır. Paşa Hondi Hatun, Konya’da kaldığı süre içerisinde halkın menfaatine muazzam eserler yaptırmıştır ve Mevlana hayranıdır. Keygatu, eşinin bu derece mukaddes ilîme ve Mevlânâ’ya düşkün olmasına rağmen, itikâttan uzak, beşeri işlerle meşgul olan bir şehzâdeydi.
Argun Han’dan sonra sultan olan Ahmet Teküder döneminde yaşanan yumuşamadan istifade ile ülkede etkinliğini artıran Türkmenler kendilerine bağlı bir Selçuklu şehzadesini tahta çıkardılar. Ancak Ahmet’in yerine Argun tahta çıkınca duruma müdahale etti. Argun, 1285 yılında, Türkmenleri tenkil etmek maksadıyla, 20.000 kişilik bir ordunun başında, kardeşi Geyhatu’yu, Anadolu’ya gönderdi.  Geyhatu, 1285 kışını Erzincan’da geçirdi. Erzincan'dan kalkarak, Sivas ve Kayseri üzerinden Aksaray'a göç etmişti (1286). Ertesi yıl Konya’ya geldi ve Ahiler tarafından karşılandı.
Bu sırada Germiyanlılar kuvvetlenmiş ve Beyşehir bölgesini yağma ediyorlardı.  Karamanoğulları da Tarsus’u işgal etmiş ve Ermeniler durumu Argun’a şikâyet etmişlerdi.  Selçuklu ve Geyhatu kuvvetleri, hem Germiyanoğulları hem de Karamanoğulları üzerine yaptıkları seferlerle bunları dize getirdiler.  Her iki Beyliğin, tekrar Selçuklulara itaati sağlandı.
Geyhatu, Karamanlıların tekrar ayaklanmasını önlemek için Larende ve çevresine(Karaman ve Aksaray’a) yerleşti. 1288 yılında Karamanoğlu ve Eşrefoğlu beyleri Selçuklu Sultanına bağlılıklarını bildirdi.
( 1290) yılında adil bir idareci olan Samagar Noyon (Tatar ulusundan) Anadolu umumi valiliğinden azledilmiş ve bu memuriyet şehzade Keyhatu’ya verilmişti. Keyhatu aynı yılın sonlarında Konya’ ya gelmiş, gelişi dolayısıyla şehir süslenmiş ve donanması yapılmıştı. Ertesi yıl (1291) Argun Hanın ölümü üzerine Keyhatu, İran’a döndü ve han seçildi.
Keyhatu, Karamanoğlullarına baskı uygulamak için yaklaşık sekiz yıl Aksaray ve çevresinde yaşamıştır. Eşinin köyü olan Ilgın’a bağlı İldaş köyüne de uğradığı tarihi kayıtlarda mevcuttur.
Bu kayıtları göz önüne alarak başlıktaki soruya cevap verelim. Öncelikle Nasreddin Hoca ile İlhanlı Hükümdarı Ahmet Teküder aynı yıl yani 1284 yılında öldüler. Ahmet Teküder’in yerine geçen Argun Han, Keyhatu’yu Anadolu’ya göndermiştir. 1287 yılında ancak Konya’ya gelen Kayhatu’nun üç yıl önce ölmüş Nasreddin Hoca ile buluşmasına imkan yoktur. Keyhatu’nun Anadolu’da yaşadığı yer Akşehir değil Aksaray’dır. Dolayısıyla Nasreddin Hoca’nın Keyhatu ile atışması tarihi gerçeklere aykırıdır.
Not : Keyhato, tarihi kaynaklarda Keyhato, Geyhatu ve Keygatu şeklinde yer almaktadır. Bu yazıda her birini kullandım.



BUGÜN AKŞEHİR’DE YILDIRIM BAYEZİT ÖLDÜ




Ankara Savaşı sonrası Emir Timur’a esir düşen Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid, 9 Mart 1403 tarihinde Akşehir’de vefat etti.
            Bazan Anadolu da, bazen da Rumeli de ismine yaraşır bir şekilde fırtına gibi esip simsek gibi çakarak Osmanlı Devleti nin lehinde olacak şekilde bütün Türk beyliklerini tasfiye eden, Bizans’ı muhasara ve tehdit eyleyen, Doğu Roma tahtının mukadderatını Müslüman Türk menfaatleri adına istediği gibi tasarruf eden, Nigbolu da Haçlı ordularına kesin cevabi veren, bu sürekli zaferlerinden dolayı Abbasî halifesi tarafından "Sultan-i İklim-i Rum" unvanı tevcih edilen Yıldırım Bâyezid, Timur un eline düştükten sonra onunla birlikte Bati Anadolu seferlerinde hazır bulunuyordu. Timur, cengaver ve bir zamanlar fırtına gibi esmiş olan bu esirini gittiği her yere kendisiyle birlikte götürüyordu. On beş gün gibi kısa bir zamanda İzmir’i zapt eden Timur, dönüsünde henüz Osmanlılara bagli bulunan Uluborlu ve Eğridir kalelerini zapt ettirdi. Bâyezid, Eğridir’in zaptı esnasında hastalanmıştı. Bunun üzerine Timur, onu Akşehir’e göndermişti. Tedavisi için de meşhur tabiplerinden Izzeddin Mesud Sirazî ile Celaleddin Arabî yi göndermişti.
            Yıldırım Han’ın tedavisine memur edilen doktorların bütün çabalarına rağmen, cevval, izzet-i nefis sahibi, mağrur ve zaferden zafere koşmaya alışmış bir hükümdar olan Yıldırım, mağlubiyet ve esarete tahammül edemedi.
Zaman zaman Timur la yapılan sohbetlerde Timur un kendisini serbest bırakacağına ve tekrar Osmanlı Devleti nin başına geçeceğine dair söylediği sözlere de inanmayan Yıldırım Bâyezid in, keder ve üzüntüden gelen bu hastalığına çare bulunamadı. Bunun için 14 Saban 805 (9 Mart 14.03) Perşembe günü ruhunu teslim edip intikal-i dâr-i beka eyledi. Öldüğü zaman kırk iki yaşlarında olduğu bildirilen Yildirim in zehir kullanmak suretiyle intihar ettigine dair bilgiler varsa da bunlar gerçeği yansıtmamaktadırlar. Zira çağdaşı ve Yıldırım’ı yakından tanıyan tarihçi Ibn Arabsah ile Osmanlı tarihçilerinden Enver’i, Sükrüllah, Karamanî Mehmet Pasa, Hoca Saadeddin ve Solakzâde gibi kaynaklar ile Timur un tarihçisi Serafeddin Ali Yezdî ve Nizameddin Samî kesin olarak intihardan bahs etmezler. Bunlara göre o, nefes darlığı ve hunnaktan ölmüştür. Solakzâde (Tarih, I, 122) gerçekleri bilmeyen bazi kimselerin tarih yazmaya başladıklarını, cahil oldukları için hakiki sebepleri bilmediklerini söyleyerek bu zehir meselesine söyle temas eder: "Bulduğunu yazan ve tarihi zapt etme yolundan azan bazı ozanlar, tarih yazmaya ölçümlenip pek çok farklı kaviller irad etmişlerdir. Bunlar ne saltanatın şanına layık gönüller beğenen tabirleri bilirler, ne de cülûs tarihleri ve halifelik müddetlerine vâkıftırlar. Padişahların ölümlerinin sebepleri beyanında da nice lâyık olmayan sözler yazıp ser ce cevaz verilmeyen meseleleri o yüce padişahlara isnad edip zehir içti veyahut Timur un hekimleri zehirlediler diye buhtan ve iftira etmişlerdir" der. Gerçekten onun hastalıklarına esaret zilleti ve keder de eklenince kısa bir süre içinde vefat etmistir. Hükümdarligi 14 sene kadar devam etmiştir. Ölümü müteakip cesedi tahnit edilerek Aksehir de Mahmut Hayranî türbesine konulmuştur. Timur, onun vefatı üzerine yanında bulunan ailesine taziyetlerini bildirerek ihsanlarda bulunmuştu. Semerkand a dönerken cesedi oglu Musa Çelebi ye teslim ederek hükümdarlara yaraşır bir merasimle defn edilmesini istemis, Musa Çelebi ye de babasının mülkünde hükümdarlık için kemer, murassa kiliç ve yüz at vermiştir. Yildirim Bâyezid in na sinin Bursa da kendisinin inşa ettirdiği Cami yanına defnini vasiyet ettiğini söylemeleri üzerine Timur, Yıldırım’ın tabutunu ve Musa Çelebi yi Germiyanoglu Yakub Bey e teslim ederek Bursa ya gönderdi.