4 Kasım 2014 Salı

AKŞEHİR’İN TARİHİ PERŞEMBE PAZARI


Perşembe günleri Akşehir’in pazarı olur. Önceleri köylüler, pazara öküz ve at arabaları ile daha sonraları traktörle, tak tak’la, bugünlerde köy minibüsleri ve kendi otomobili ile gidip gelir oldular. Köylü pazarda satacak sebzesini pazara götürür, bağı bahçesi olmayanlar da Perşembe günü kurulan Akşehir pazarından ihtiyaçlarını karşılar.
Akşehir’in meşhur Perşembe pazarı, tarihi süreç içerisinde şehrin büyümesine bağlı olarak dağın eteğinden aşağıya, ovaya doğru yer değiştirmiştir. Selçuklular zamanında Seyit Mahmut Hayran Türbesi’nin hemen alt kısmında kurulan Pazar, Osmanlılar zamanında bugünkü kebapçıların önündeki alana inmişti. Daha sonraları bugün Akşehir’de hal olarak kullanılan kısma Perşembe günleri pazar kurulmaya başlanmıştı. Burada da yerleşik düzen başlayınca Pazaryeri, Gülmece Parkı olan Nasrettin Hoca Mezarlığı’nın yanına taşındı ve uzun yıllar burada Perşembe Pazarları kuruldu.
Akşehir Belediyesi’nin yaptığı çalışmalar sonucu hem alt yapısı olan hem de bir kısmının üzeri kapatılarak bugünkü Perşembe Pazaryeri oluşturuldu. Pazarcıların çadırlarını rahatlıkla kurabildiği, tuvaleti ve suyu olan, gezinme alanları geniş ve pek çok büyük şehirde bulunmayan bir güzellikte bir Pazaryerine Akşehir sahip oldu. Şair Sami Hamamcı “Akşehir’im Der” isimli şiirinin bir yerinde:
Benim sevdam,
Köprübaşı'ndan öteye kurulan Pazar yeri
Akıl almaz güzellikte sergidir
Horoz öter, köpek havlar, buzağı böğürür
Allı yeşilli basmalar içinde analar bacılar
Önlerinde el emeği, göz nuru çevre, peşkir
Toprağı sulamış alın teriyle birlik
...
Sevdam benim Pazar yeri
Nişanlımın kolyesi lüle taşından
 Özgürlük, sevgi, barış, çağdaş yaşam
O gün bu gündür haykırır Köprübaşı'ndan
Bir yanda Hoca Nasrettin gülmez güldürür
Bir yanda Atatürkçü ruh ölmez, hürdür
Sultan dağlarının eteğinden bu insanlar
Tek bir yürek olup,
Ben Akşehir'im,der...”
            şeklinde Perşembe Pazarı’nı anlatır.
Perşembe günü otomobiller pazara yakın cadde ve sokaklara gelişigüzel park edilir, sürücü ve yolcular alış-veriş için pazara dağılır. Yirmi adım ötedeki sebze ve meyve satıcılarının avazları, sıcaktan bacaların gölgesine sığınmış güvercinlerin uyuklamalarını engelliyemiyordu.
“- Domatees! Üç kilo bi milyon! .”
“- Bursa şeftalisii! ..”
 “- Kesmece bunlaar! ..”

 Akşamüzeri kalabalık, alıp-satma zevkinin doyumuna ulaşıp, arkasında bir sürü atık bırakıp, Pazaryerini boşaltmaya başlar.

MUHACİR PAZARI


Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Balkanlardan göç edenler -dede-baba yurdu dedikleri Konya’ya ve ilçelerine gelip yerleşmişlerdi.  Bu geliş sırasında oradaki gelenek ve göreneklerini Anadolu’ya taşımışlardı. Hatta pazarlarını bile.
93 Harbi olarak bilinen 1877–78 yıllarındaki Osmanlı- Rus harbinde Osmanlılar yenilmesi, Balkanlar’da ve Kırım’da yaşayan Türkleri derinden etkilemiş. Onların vatanlarını terk edip göçe başlamasına neden olmuştur. Bu göçleri diğer bazı savaşlar hızlandırmıştır. Örneğin 1912’deki Balkan Savaşları sadece Türklerin değil bir kısım Rumlarında Anadolu’ya göç etmesine neden olmuştu. Ancak en büyük göç 1923 yılında yapılan mübadelede olmuştur.
Bu mübadele sonucu göçmenlerin büyük bir bölümü Konya’ya gelmiş ve buraya yerleşmiştir. Bu göçten Akşehir’de nasibini almış, şehrin içerisine ve bazı köylerine bu göçmenler yerleştirilmiştir.
Genel olarak mavi gözlü ve sarışın olan bu insanlar yerliler tarafından muhacir olarak isimlendirildi. Muhacirler geldikleri yerlerden gelenek ve göreneklerinin yanı sıra bazı kültürleri de Anadolu’ya taşımışlardı. Bu kültürlerin en başında giyim ve yemek kültürü gelmekteydi. Kendi giysilerini alabilmek ve yapacakları yemekleri için malzeme teminini sağlayabilmek amacıyla “Muhacir Pazarı” olarak isimlendirilen pazarları kurmaya başlamışlardır.
En büyük Muhacir Pazarı, Konya’nın Şekerfuruş Mahallesinde kuruluyordu. Bunu kuran genellikle Selanikli muhacirlerdi. Pazar sonradan Zindankale’ye daha sonra da Söylemez Türbesi’nin batısında bugünkü yerine kaldırılmıştır.
Akşehir’e yerleşen Balkan ve diğer göçmenler Akşehir’de de Semt pazarı kurmaya başlamışlardı. Öncelikle Akşehir’de Muhacir Pazarı, Pazar günleri kurulmaya başlanmıştı. Oysa Akşehir’in semt pazarı günü Perşembe günü idi. Pazar günü ilk olarak bazı sokak aralarına küçük çapta kurulan bu pazarlar zamanla büyüdü. Burada satılan malzemeler herkes tarafından kullanılmaya başlanınca muhacir pazarı olmaktan çıktı ve genel bir semt pazarı oldu ve zamanla çalışanların daha rahat alışveriş yapabilmeleri için Akşehir’de Pazar günleri kurulan bu pazarlar çeşitli semtlerde birden fazla kurulmaya başladı.
Muhacir pazarları, halkı yeni yiyeceklerle tanıştırdı ve bu yiyeceklerin daha fazla kullanmasını sağladı. Örneğin Bamya Akşehir’de muhacir pazarlarında boy gösterdi ve halkın onu tanımasını ve yemeğini öğrenmesini sağladı. Yine zeytin ve zeytinyağı daha çoğunlukla Muhacir Pazarları’ndaki tezgâhlarda yer aldı. Muhacirlerin kendilerine özgü ekmeği ve tatlıları vardı. Bunları yapabilmek için malzemelerini pazardan karşılıyorlardı. Balkanlardan  gelen göçmenler, bu ürünlerin kullanılmasının artmasını ve diğer pazarlarda da yer almasını sağlamıştır.
Göçmenler, Anadolu’ya geldiğinde yöresel giysilerini giymeye devam ettiler. Genellikle çok renkli ve parlak tonlardaki bu giysilerinin kumaşlarını Muhacir Pazarları’ndan karşılıyorlardı. Bu elbiseleri dikenler her yöreye özgü nakışları giysilere işliyorlardı.
Muhacirler zaman içerisinde topluma adapte olunca muhacir pazarları da anlamını yitirdi ve sıradan pazar haline geldi. Zamanla bu pazarlardaki satıcılar ve alıcılar değişti. Sadece ismi kaldı yadigâr.


AKŞEHİR SEMT PAZARLARI


            Semt pazarları o toplumun ekonomik yapısının ve kültürünün bir açık hava müzesidir. Akşehir Semt Pazarı da sadece Akşehir’in değil bütün çevre köy ve kasabalarının da bir buluşma yeri ve kültür alışverişinin günümüze kadar yapıldığı ve yapılmaya devam edildiği bir alandır.
            Pazaryerleri bir toplumun insanlarının en yalın hali ile görüldüğü yerdir. Yapmacık davranışlar kendini hemen burada ele verir. İnsanlar mal alışverişi yaparken aynı zamanda kültür alışverişi de yaparlar. Örneğin fasulye satan bir satıcı ayaküstü hemen bunun yemeğinin nasıl yapılacağı alıcıya anlatmakta veya değişik bir balık türü satan kişi ise alıcıya pişirme şeklini bir dakikada tarif edebilmektedir. Böylece yemek kültürünün aktarması gerçekleşir.
            Pazaryerlerinin gelişimi, şehrin gelişimi ile genellikle paralellik gösterir. Şehir coğrafi olarak büyüyünce pazaryerleri şehrin içinde kalır ve bir çarşı haline gelir. O zaman insanlar ve yerel yönetimler yeni pazaryeri arayışına girerler. Akşehir’de semt pazarından alışveriş etme geleneği çok eskilere dayanır. Akşehir büyüdükçe, semt pazarları şehir içerisinde kaldıkça yerleri değiştirildi ve yeni yerlerine taşındı. Yeni semt pazarları genellikle eskiye oranla daha geniş ve daha iyi imkânlara sahipti.
Akşehir’de Çarşamba ve Perşembe günleri kurulan Buğday, Yoğurt, Sebze, Hayvan Pazarları bölgenin bir borsası durumundadır. Bu borsada genellikle üretici ile tüketici karşı karşıya gelir. Semt pazarları hem üreticileri hem de tüketicileri korur. Üreticileri ve tüketicileri tüccarın eline ve insafına bırakmaz. Tüccarlar kendi fiyatlarını semt pazarlarına uygun belirlemek zorunda kalır. Yani semt pazarları toplumun supabıdır.
Akşehir’de her Perşembe kurulan pazarlar aynı zamanda geliri düşük olanlara da nefes aldırır. Çünkü pazarda her malın kalitesine ayrı fiyat verildiği için bir malın tek fiyatı yoktur. Örneğin manavdaki domatesler hep aynı fiyata satılırken pazarda çok ucuza olduğu gibi bu fiyatın üç dört katına da domates vardır.
Akşehir’de pazara gitmek insanların hayatlarında önemli bir yer tutar öyle ki 40-50 yıl önce günlerin isimleri bile pazarların kurulmasına göre ayarlanmıştı. Şöyle ki:
Haftanın günü                                               Günün Akşehir’deki ismi
Pazartesi                                                        Ilgın Pazarı
Salı                                                                 Aralık
Çarşamba                                                       Dernek
Perşembe                                                       Pazar
Cuma                                                             Cumai
Cumartesi                                                      Cumertesi
Pazar                                                              Girey
Akşehir semt pazarları aynı zamanda bir buluşma yeridir. Birbirini bir hafta boyunca görmeyenler alışveriş yaparken hasret giderirler. Bir hafta boyunca olan biteni birbirlerine anlatırlar. Kimi zamanda iki sevgilinin kalabalığa karışarak konuştuğu ve buluştuğu yerdir. Semt pazarı köylünün şehre gelme nedenidir. Erken saatlerde malını satar ve kalan zamanda Akşehir’i gezer.
Semt pazarları bulunduğu şehre canlılık verir ve onu ayakta tutar. Akşehir tarih boyunca çevrenin bir pazarı ve alışveriş merkezi olmuştur. Akşehir’i ayakta tutmuştur. Bu nedenle Akşehir Semt pazarlarını bu yazı dizimizde bir kez daha göz önüne sereceğiz.




1946’DA AKŞEHİR PAZARI


Sultan dağları ile Akşehir gölü arasından başlayarak ovanın batı kenarından güneye doğru kalan köylerden birçok kimseler Akşehir Pazarı’na gelirler ve şehrin günlük ihtiyaçlarının mühim bir bölümünü karşılarlar. Sultan dağlarının batı eteklerindeki köylerden de süt, yoğurt ve yumurta ile birlikte Sultan dağlarından kestikleri odunları pazara getirirler. Yakın çevre ahalisi ise meyve ve sebze ziraatı yaptıkları için bunları pazara getirip satarlardı.
            Yakın çevrenin dışında kalan uzak köyler genellikle meyvelerini kurutarak pazarda satmayı yeğlerdi. Bazı pazarlar Akşehir Pazarı’na rakip bazıları ise yardımcı pazarlardı. Yardımcı pazarlar olarak Ilgın, Çifteler ve Doğanhisar mühimdi. Konya, Kadınhanı ve Bolvadin pazarı ise rakip pazarlardı. Yardımcı pazarlar sattıkları malları Akşehir’den almakta ve satın aldıklarını ise Akşehir’e devretmekteydi.
            İstasyon caddesi üzerinde bulunan 7 otelde yatak sayısı 200’e yakındır. Çarşamba akşamları otellerde yer bulmak mümkün olmaz. Ayrıca hanlar, pazarlara gelenlerin kalmalarına kamyon ve otobüslerin barınmalarına elverişlidir.
            Çarşamba ve Perşembe pazarda alışverişin en canlı olduğu günlerdir. Halk bu günlere Dernek ve Pazar der. (Pazar=Gireği, Pazartesi=Ilgın Pazarı, Salı=Aralık). Diğer günlerde şehir uyuklar. Hasat mevsiminde daha Salı akşamından başlayarak Perşembe sabahına kadar uzak bozkırdan(Turgut ovası) gıcırdaklı kağnılar, ağır yükü çeken manda ve öküzlerin adına inleyerek, yük arabaları parke yollar üzerinde büyük gürültüler çıkararak Akşehir’e akın ederler. Bunların çoğu en az iki günden beri bozkır yollarındadır. Çarşamba günleri, Buğday Pazarı’nın en çok çalıştığı günlerdi ve büyük pazar yeri tahıl yığınları ve çuvallar ile dolar taşardı. Tahılını ve başkaca ürünlerini satan köylü Perşembe pazarından gerekli eşya ve malzemesini satın alır, alet ve vasıtalarını tamir ettirirdi.
            Dağ eteğindeki sebzeci ve meyveci köylülerin ahalisi, gece yarılarından yola çıkarak Perşembe sabahının ilk saatlerinde pazardaki yerlerini alırlar. Sultan dağlarındaki Yörüklerde hayvan ürünlerini (yoğurt, tereyağı, taze beyaz peynir) getirirler. Yalvaç’ın yoğurdu ile tanınmış köylüleri (Sücüllü) ve üzümcüleri (Kuyucak) çok kere Çarşamba günü gelirler. Akşehir’in yakınındaki pazarları dolaşan satıcılar Çarşambadan hazırlanırlar; bunların çoğu Yalvaçlıdır ve manifatura ile kundura üzerine iş yaparlar.
            Pazara muhtelif doğrultularda gelen köy eşyasının bir bölümü yine köylere gider; mesela Yörükler tahıl, sebze ve meyve, doğu ve kuzeydoğu köylüleri sebze ve meyve ve hepsi Tuz gölünden gelen tuzu alırlar. Pazara gelen eşya ve ürünlerin bir bölümü de şehirde kalır ve orada tüketilir veya ihraca aracılık eden tüccarın depolarında toplanır.
            Çarşının belirli sokak ve meydanlarında kurulan pazarın ayrı bölümleri vardı; mesela Buğday Pazarı dört köşe bir meydan olup çevresinde tahıl ticareti yapanların ve manifaturacılarla hazır elbisecilerin dükkânları bulunurdu. Bunun gibi hayvan, sebze ve meyve, odun, yağ ve yoğurt pazarları ayrıdır.
Kaynaklar: 1) Akşehir Dergisi 1956

1)

1878’DE AKŞEHİR PAZARI


Akşehir Kaymakamlığı yapan Bereketzade İsmail Hakkı Yad-ı Mazi eserinde Akşehir Pazarları hakkında   bilgileri vermektedir
Bereketzade İsmail Hakkı, o devirde de şimdiki gibi semt pazarlarının Perşembe günü kurulduğunu belirterek önce Perşembe’ye neden Akşehir’de Pazar dendiğini anlatıyor. Şöyle ki;
“Akşehir’de bazı tarif edilmiş tabirler vardır. Meselâ Pazar gününe, Rumca “Kiryaki”nin bozulmuşu olarak “Giray” günü veyahut “İstanbul Pazarı” Pazartesi gününe “Duşebe”nin bozulmuşu olan “Turşanba” ve Perşembe gününe “Pazar” denmektedir.
Perşembe gününe “Pazar” denmesi her Perşembe, Akşehir Kasabası’nda Pazar kurulduğu içindir.
Bereketzade İsmail Hakkı, eserinde daha sonra Akşehir pazarına ve çarşısına çevre köy ve kasabalardan getirilen ürünleri tanıtıyor. Bereketzade İsmail Hakkı: “Akşehir kazasının Doğanhisar ve Cihanbeyli namlarında iki nahiyesi var. Doğanhisar’da biten afyonun cinsi daha güzeldir. Bunlar Akşehir’e götürüp satmanın yanı sıra İzmir piyasasına gönderilmektedir.
 Cihanbeyli’ye bağlı Turgut nahiyesi ziraatla uğraşırken en büyük itinaları koyuna, deveye ve tiftik keçilerinedir. Kadınlar kilim dokurlar. Ürünlerini İzmir, Bursa ve Mersin’e gönderdikleri gibi Akşehir pazarında da satmaktadırlar.” diye yazmaktadır. Yine Akşehir’e bir saatlik mesafedeki Nadir köyü’nde bağlar bulunduğunu ve bu köyün üstündeki yaylada Yörüklerin has yufka ekmeği, halis tereyağı, kaymak ve bal ürettiklerini ve pazara getirdiklerini belirterek bu Yörüklerin hayvanlarını hayvan pazarında sattığını yazmaktadır.
Bereketzade İsmail Hakkı, Akşehir çarşısını anlatırken “Akşehir’de 1250’den fazla hane, bir bedesten, büyük bir çarşı, birkaç han ile iki hamam vardı.
 Çarşıda bulunan yemenici, demirci, kalaycı, marangoz, kuyumcu vesaire gibi dükkânlarda hep Ermeniler ile Rumlar çalışıyor. Berberler ile kahveciler bütün çalışanlarıyla beraber tekmil İslam.
Akşehir’in bugünde meşhur olan kirazını ve vişnesini Bereketzade İsmail Hakkı, şu şekilde anlatmaktadır:
“Akşehir’de çeşitli tahıllar yetiştiği gibi, yer yer meyve, sebze, cehri ve özellikle çok miktarda afyon yetişir. Vişnesi, Kütahya vişnesi gibi iri, kirazı ise çeşit çeşit ve pek lezzetlidir; hele kasaba yakınındaki Eğrigöz köyünde yetişen sarı renkli bir çeşit  kiraz, o kadar naziktir ki, kasabaya getirilirse zedelenir.” şeklinde belirterek pazara götürmenin zorluğunu anlatmaktadır.

Akşehir Hayvan Pazarı’na gelen hayvanlar hakkında Bereketzade İsmail Hakkı;  “Külliyetli miktarda koyun, deve, adi keçi, tiftik keçileri vardır.” şeklinde bilgi vermektedir.
Kaynak. Bereketzade İsmail Hakkı (1997) Yad-ı Mazi. İstanbul: Nehir Yayınları




1465 YILINDA AKŞEHİR PAZARI


Fatih dönemine gelinceye kadar Akşehir’in Osmanlılar ile Karamanoğlulları arasında birkaç kez el değiştirdiği anlaşılıyor. 1465 tarihli Akşehir’i de içine alan bir Osmanlı nüfus sayımı zamanımıza kadar gelmiştir. Buna göre Akşehir, 3 Ağustos 1465 tarihinde Osmanlı taraftarı olan Yapaoğlu Ali Bey’e tımar olarak verilmişti.
            Bu sayım defterinde bulunan bir notta Akşehir şehir merkezinin 42 mahalleden oluştuğu ve 1034 hane nüfusu olduğu yazılmıştır. Bu nüfusun büyük bir kısmı yani %99’dan fazlası Müslüman’dır. Çok küçük bir azınlık olan Ermeniler, bağcılık yapıyor ve şarap meyhanesi işletiyorlardı.
            Şehirde çok zengin bir esnaf ve zanaatkâr grubunun varlığı görülüyor. Kayıtta çok sayıda “Hacı” unvanı taşıyan zengin Müslüman vardı. 1465’de Akşehir’de 60’a yakın zanaat vardı.
            Akşehir’in Bağdat-İstanbul yolu üzerinde olmasından dolayı şehrin ticari önemi vardı. Burası pamuklu kumaşlar için hem bir gümrük yeri hem de kumaş boyama yeriydi. Akşehir boyahanesi için 1465 yılında 1800 akça Yapaoğlu’na ödeniyordu. Bu belgeye göre şehirde çeşitli pazarlar kuruluyordu. Bunlar: her hafta kurulan bir kağnı pazarı, pamuk pazarı, kara pazar(Pazar-ı siyah, Bac-ı pazar) ve vakıf defterlerinde ise balık pazarı, tahıl pazarı, takyeci pazarı, demirkapı pazarı, hayyat pazarı, keçeci pazarı, at pazarı, helvacı pazarı gibi pazarlar Akşehir’de kuruluyordu. Yine Akşehir’de çarşıların varlığı belgelenebiliyor: toptan un satılan bir çarşı, kasap çarşısı, külahdüz çarşısı,  boza üretilen ve satılan bir yer,  bal satılan çarşı ve bir sabun üretim ve satım merkezi vardı.
Akşehir’de XV. yüzyılda pazarların yanı sıra kapanlarda vardı. Kapan; Kent ve kasabalarda çevreden gelen ürünlerin toplandığı ve perakendecilere satıldığı yerlere denirdi. Akşehir’de pamuk, un, bağ, bal, sebze ve meyve kapanları vardı. Ticari hayatı canlı tutan şehir dışından gelenler  Aydoğmuş, Bezzaz, Durmuş, Fakihoğlu ve Kethüda kervansaraylarında kalıyorlardı.

            Akşehir çevresi kalabalık ve zengin köylerle bir tarımsal merkezdi. 1465 tarihli sayımda arpa, buğday, bağlar, bahçeler, bostanlardan söz edilir. Özellikle Adsız köyünün bağları ve Kozağacı köyünün bağları Akşehir’den idare ediliyordu.
            Akşehir yayla ve kışlalara gelen Yörüklerin yetiştirdikleri koyunlar önemli bir gelir kaynağı haline gelmişti. 1465 tarihli notta Akşehir yaylalarında 150 sürü otlamaktadır. Dolayısıyla süt, yoğurt, peynir, et, gön, keçi kılı gibi hayvansal ürünler pazarlarda yer buluyordu.
            XV. yüzyıl Akşehir’inde en az bir bedesten, dokuz pazar, iki çarşı ve altı kervansarayın yanında, en az 54 çeşit meslek dalına ait dükkânların mevcudiyeti, burada güçlü bir sınai, iktisadi ve ticari potansiyelin varlığına işaret etmektedir.
            Sultan dağlarının eteklerinde bulunan bu eski Selçuk şehri, bütün badirelere rağmen zengin varlığını on beşinci yüzyıla kadar taşımasını bilmiştir. Etrafında yer alan dağ ve ova köyleri için önemli bir idari, ticari ve kültürel merkez olma özelliğini korumuştur.
Kaynak: M. Akif Erdoğdu (2008) 1465 Yılında Akşehir Şehri. Konya: I. Uluslar arası Selçuklu’dan Günümüze Akşehir Kongresi ve Sanat Etkinlikleri
 Doğan Yörük (2008) XV. Yüzyılın ikinci yarısında Akşehir’in iktisadi yapısı. Konya: I. Uluslar arası Selçuklu’dan Günümüze Akşehir Kongresi ve Sanat Etkinlikleri


1923’DE AKŞEHİR’DEN KONYA’YA MEKTUPLAR


1923 Yılında Konya’da çıkan Halk gazetesine Akşehir muhabiri Sami Reşat’ın yolladığı ve  AKŞEHİR MEKTUPLARI köşesinde yer alan ve o zaman ki Akşehir havasını yansıtması bakımından önemli olan bu mektuplardan ikisini hem orijinallerini hem de  günümüz Türkçelerini yayınlıyoruz.
Mektup 1:
            13 Haziran1923                                                        Halk Gazetesi
AKŞEHİR MEKTUBU                                           Sami Reşat  
Halk Gazetesinin yayın hayatına başlaması nedeniyle gazetemize gelen ilk tebrik yazısı, aynı zamanda gazetenin Akşehir muhabiri olan Sami Reşat’a aittir. “Halk’a Tuhfe-i Takriz” başlığını taşıyan yazı öncelikle basının işlevlerini ele almaktadır. İşte bu yazı:
“Bir milletin yegâne vasıta-i neşr-i efkârı, seviye-i irfanı ve tekâmülünün hakiki mi’yarı matbuattır. Gazeteler halkta duyguları, vatani düşünceleri ihya(canlandırır), muhtelif cereyanlar ve tesadüm-i efkâr arasında Şah-rah-ı sedad  ve savabı ibraz, hususi şebeke-i istihbarat vasıtası ile herhangi bir mesele-i milliye ve vataniye hakkındaki temayülat-ı umumiyeyi bütün dünyaya iblağ ederler. Onun için matbuat her memlekette halkın tercüman-ı efkârı ve hissiyatı addedilir. Matbuatı olmayan bir heyet-i içtimaiye lal ve ebkem bir insana benzer”
Günümüz Türkçesi ile:
“Bir milletin fikirlerini yayınlamasının tek vasıtası, anlayış seviyesi ve olgunlaşmasının gerçek ölçüsü, basılan kitap ve benzeri şeylerin sayısıdır. Gazeteler halkta duyguları, vatani düşünceleri canlandırır, muhtelif cereyanlar ve fikirlerin çarpışması arasında haklı ve doğru yola sahip olan ve doğruluğu gösterme, özel istihbarat hattı vasıtası ile herhangi bir milli ve vatani mesele hakkındaki genel sevgiyi ve muhabbeti bütün dünyaya ilan ederler. Onun için matbuat her memlekette halkın fikirlerinin tercümanı ve hissiyatı addedilir. Basını olmayan bir sosyal topluluk söz söyleyemeyen ve konuşamayan bir insana benzer”
Yazısının sonunda Halk’ın yayına başlamasını sevinçle karşılayan yazar, sahibi ve başyazarı Berkem’e başarı dileğinde bulunur.
Mektup 2:
25 Haziran1923                                                                     Halk Gazetesi
AKŞEHİR MEKTUBU                                                       Sami Reşat
“Halkımız mücahedat-ı aleyhimane ve mesai-i hudapesendane ile milletimizi zillet-i esaretten, memleketimizi kabus-ı mazikten kurtaran münci-i muazzam ile rüfeka-yı muhteremesinin, atiyen mülk ve milletimizi ilim ve fen, maarif ve kemalat, ticaret ve iktisadiyat sahasında da vayedar-ı teala ve inkişaf edecek, kudret-i ilmiye ve meziyet-i ulviyelerine, kanaat-ı kamile ve iman-ı tam perverde eylemekte; akide-i siyasiye ve mahiyet-i ahlakıyesi meçhul kimselere i’ta’-yı rey etmenin mahazir ve mehalikini tamamen müdrik bulunmakta olduğundan netice-i intihabın Müdafaa-i Hukuk lehinde olacağını söylemek zaiddir”
Günümüz Türkçesi ile:
Halkımız onun mücahedeleri hakkında ve Allahın beğeneceği şeylere harcadığı mesaisi ile milletimizi esaret alçaklığından ve memleketimizi dar yer kâbusundan kurtaran büyük kurtarıcı ile muhterem arkadaşları geleceğe sahip çıkarak ve milletimizi ilim ve fen, eğitim ve terbiye, ticaret ve ekonomi sahasında da Cenabı Allah nasip edecek ve ilerleyecek ilmin gücü ve yüksek meziyetleri, olgun kanaat ve imanla tam beslemekte; siyasi doktrini ve Ahlaki nitelikleri meçhul kimselere oy vermenin mahzurları ve tehlikelerini tamamen anlayanların neticede seçimleri Müdafaa-i Hukuk lehinde olacağını söylemek gereksizdir
İki örneğini yukarıda verdiğimiz Sami Reşat’ın gönderdiği ve Halk gazetesinde yayınlanan Akşehir Mektupları köşesinde Akşehir’den gelen pek çok haber yayınlanmıştır. Örneğin 12 Haziran 1923’de Akşehir’den gelen bir mektupta, yağmursuzluktan dolayı zahire mevcudunun azaldığı ve fiyatların yarı yarıya artmakta olduğu bildirilerek Müdafaa-i Hukuk Heyeti’ne, “ihtiyac-ı memleketi tehvin, men-i ihtikarı temin” amacıyla diğer kazalardan müsait fiyatlarda buğday alımı geçekleştirdiği için teşekkür edilmektedir.